Bilgisayar başında çalışıp, fazla kilolarından kurtulmak isteyenlere müjde! 'Masa başı diyeti' tam size göre!
Zayıflama merkezi, spor salonu dolaşmadan; sağlığınızı tehlikeye atacak ilaçlar içmeden de incelmeniz mümkün. Yeni Aktüel dergisinden Aslı Ortakmaç'ın derlediği habere göre; 'masa başı diyeti' adı verilen beslenme düzeniyle sağlıklı kilo vermek çok kolay.
Açlık hissini su ile giderin
Mesela, öncelikle masanızda havuç, salatalık ve bir paket galetaya yer açın. Mideniz zil çalmaya başladığında; biraz su için veya kendinize bir bardak meyve çayı hazırlayın.
Gün içinde şeker ihtiyacınızı çikolata yiyerek gidermeye alışıksanız; şekerinizin düştüğünü hissettiğinizde üstü çikolata kaplı mısır gevreğini masanıza yerleştirin.
Aman dikkat! Sadece ama sadece çikolata krizi önlenemez hale geldiğinde bunu yiyin. Çünkü, bu tür atıştırmalıklardan ne kadar tüketirseniz o kadar çok isteyeceksiniz.
Yeşil yapraklıları ihmal etmeyin
Saat 13.00, kafeterya zamanı. Salata barın yakınındaki bir masaya oturmaya ne dersiniz? Yeşil yapraklı sebzeler daha hızlı kilo vermenize yardım edebilir.
Örneğin A, C ve E vitaminleri, potasyum, kalsiyum ve demir yönünden zengin roka, bedeniniz için roket yakıtı etkisi yapabilir. Unutmayın; yeşil yapraklıların rengi koyulaştıkça, içindeki demir miktarı da artar.
Salata soslarına dikkat!
Bu arada; ne kadar azimli davransanız da salata barlar da dahil, her yerin kalori tuzaklarıyla dolu olduğunu unutmayın!
Örneğin; yoğurtlu ve kremalı kremalı salata soslarından uzak durun.
Kokteyl soslar yerine sadece sirke ve limon kullanmayı tercih edin. Sıcak bir şeyler istiyorsanız, bir porsiyon makarna ya da patates yemeği ve sonrası için biraz meyve iyi bir öğün olabilir. Üstelik bu mönü sizi akşamüstüne kadar açlıktan koruyacaktır.
Gerçekten aç mısınız?
Ama en önemlisi, 'masa başı diyeti'nin temel prensibini aklınızdan çıkarmayın: Sadece 'öğle tatili' diye aç olmadığınız halde bir şeyler yemeniz gerekmiyor!
Yemeğe karar vermeden önce kendinize şu soruyu sorun: "Gerçekten aç mıyım?" Cevaptan emin değilseniz; yürüyüş yapıp biraz temiz hava alın. Bu arada da bir elma yiyerek ve ofise döndüğünüzde bir bardak taze meyve suyu içerek kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz.
23 Ağustos 2007 Perşembe
Hormonlu gıdaya dikkat!
Gıdaların çoğunun üretiminde sağlığımız için zararlı kimyasallar kullanılıyor. Hormonlu gıdaları ayırt etmek elimizde...
"Bitkilerde büyüme ve gelişmeyi düzenleyici olarak kullanılan, düşük yoğunluklarda dahi etkili olabilen ve bitkilerde sentezlenerek taşınabilen organik maddeler" olarak tanımlanan hormonlar, insan nüfusunun hızla arttığı günümüzde, tarım ürünlerinin verimliliğini artırma amacıyla ne yazık ki bilinçsizce kullanılıyor.
Türkiye’de özellikle domates, patlıcan, patates, kabak, salatalık, üzüm, elma, çilek, kavun, buğday, arpa, yulaf, çavdar ve çeltikte hormona sıkça rastlamak mümkün.
Hormonlu gıdaların zararları
Sıklıkla tüketilen hormonlu gıdalar, vücuttaki hormon dengesinin ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, şişmeye, yağlanmaya ve hücreleri zayıflatarak kanser yatkınlığını artırmaya neden olur.
Hormonlu gıdaları nasıl anlarız?
Hormon takviyesi özellikle zamansız yetiştirilen ürünlerde çok fazla uygulanıyor. Bu nedenle, artık her mevsim her şeyi bulabiliyor olsak da, meyve ve sebzeleri normal zamanlarında tüketmeye çalışmalıyız. Bazı sebzelerin tüketilmemesi gereken zaman aralıklarına gelince:
Domates: 15 Ekim - 10 Kasım / 10 Nisan – 5 Mayıs
Patlıcan: 15 Kasım – 15 Mayıs
Kabak: 1 Kasım – 15 Mayıs
Ayrıca meyve ve sebzeler bazı alışılmayan özellikleriyle de size hormon kullanılıp kullanılmadığını belli ederler. Bunlara dikkat edin:
Domates çekirdeksiz, içi çok sulu ve boş,
Kabağın şekli bozuk ve çekirdeksiz,
Patlıcanın içi süngerimsi ve çekirdeksiz,
Biber aşırı büyük ve etli, çekirdek evi boş, etli kısmı sert,
Patates şekilsiz ve yumruları yapışık, içi kara,
Karpuzun çekirdek yerleri boş, ise bu ürünler hormonlu demektir.
"Bitkilerde büyüme ve gelişmeyi düzenleyici olarak kullanılan, düşük yoğunluklarda dahi etkili olabilen ve bitkilerde sentezlenerek taşınabilen organik maddeler" olarak tanımlanan hormonlar, insan nüfusunun hızla arttığı günümüzde, tarım ürünlerinin verimliliğini artırma amacıyla ne yazık ki bilinçsizce kullanılıyor.
Türkiye’de özellikle domates, patlıcan, patates, kabak, salatalık, üzüm, elma, çilek, kavun, buğday, arpa, yulaf, çavdar ve çeltikte hormona sıkça rastlamak mümkün.
Hormonlu gıdaların zararları
Sıklıkla tüketilen hormonlu gıdalar, vücuttaki hormon dengesinin ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, şişmeye, yağlanmaya ve hücreleri zayıflatarak kanser yatkınlığını artırmaya neden olur.
Hormonlu gıdaları nasıl anlarız?
Hormon takviyesi özellikle zamansız yetiştirilen ürünlerde çok fazla uygulanıyor. Bu nedenle, artık her mevsim her şeyi bulabiliyor olsak da, meyve ve sebzeleri normal zamanlarında tüketmeye çalışmalıyız. Bazı sebzelerin tüketilmemesi gereken zaman aralıklarına gelince:
Domates: 15 Ekim - 10 Kasım / 10 Nisan – 5 Mayıs
Patlıcan: 15 Kasım – 15 Mayıs
Kabak: 1 Kasım – 15 Mayıs
Ayrıca meyve ve sebzeler bazı alışılmayan özellikleriyle de size hormon kullanılıp kullanılmadığını belli ederler. Bunlara dikkat edin:
Domates çekirdeksiz, içi çok sulu ve boş,
Kabağın şekli bozuk ve çekirdeksiz,
Patlıcanın içi süngerimsi ve çekirdeksiz,
Biber aşırı büyük ve etli, çekirdek evi boş, etli kısmı sert,
Patates şekilsiz ve yumruları yapışık, içi kara,
Karpuzun çekirdek yerleri boş, ise bu ürünler hormonlu demektir.
Hemen kilo vermeyin!
Dengeli ve uzun sürede verilen kilo saç sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Çünkü saç, köklerinden ve kan yoluyla besleniyor.
Kullandığınız şampuanlar ve bakım ürünlerinin saçlarımıza ne kadar etkisi olduğunun önemi yoktur. Çünkü saç, köklerinden ve kan yoluyla beslenir. Yani saçlarımızı sadece yediklerimiz besler.
Bilinçli diyet yapın
Bu nedenle saçlarımızın sağlıklı kalabilmesi için önemli olan yeterli ve dengeli beslenmedir. Ağır ve bilinçsizce zayıflamak için yapılan diyet sonrasında saçlar beslenemeyeceği için ciddi saç kayıpları oluşabilir.
Bu kayıpların tedavisi de zaman alan bir süreçtir. Çünkü ağır diyet sonrası kansızlık dediğimiz Anemi (demir eksikliği anemisi) görülebilir.
Demir eksikliğine dikkat!
Bütün besin ve vitaminlerin eksikliğinin yanı sıra tabloya eklenen demir eksikliği saçın daha yoğun dökülmesine neden olur. Saçlar yeniden kazanılır. Ancak bu tedavinin zaman ve sabır gerektiren uzun bir süreç olduğu unutulmamalıdır.
Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Ayfer Bankaoğlu, şok diyetlerin saç dökülmesi üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi:
Sağlıklı beslenin
"Saç sağlığını korumanın yolu düzenli ve dengeli beslenmekten geçer. Son yıllarda fast-food tarzı beslenme alışkanlıklarının hızla arttığını görüyoruz. Bu tarz dengesiz ve düzensiz beslenme alışkanlıklarının saç sağlığı üzerindeki zararları her geçen gün artıyor. Sağlıklı ve dökülmeyen saçlar istiyorsanız beslenmenizde protein, çinko, B 12 vitaminleri, folik asit ve bakır eksikliği olmamasına özen göstermeniz gerekiyor. Bu besinlerin eksikliği saç sağlığınızı olumsuz yönde etkiliyor."
Sigara erken beyazlatıyor
Düzenli sigara ve alkol kullanımı tüm sağlığı etkilediği gibi saç sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Alkol ve sigara kullanımını alışkanlık haline getirmek saçların ölmesine neden oluyor. Özellikle sigara kullananlarda saçların erken beyazladığı saptanmıştır. Ayrıca sigara saçlarda yağlanmaya ve kırılmaya da neden oluyor.
Aklınızda bulunsun
Diyet yapmak isteyenlerin bunu bir beslenme uzmanının kontrolünde yapması gerekir. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmeden kaçınmalı, protein ağırlıklı beslenmeye özen göstermeli.
.Uyku saatleri düzenlenmeli.
.Stresten uzak durun.
.Çinko, B12, bakır, folik asit içeren besinler tüketin.
Sigara ve alkol kullanımını alışkanlık haline getirmeyin ve mümkünse ikisinden de uzak durun.
.Antioksidan yiyeceklere (sebze meyve gibi) sofranızda sık sık yer verin. Fast- food tarzı beslenme alışkanlıklarından uzak durun.
.Uzman kontrolü dışında saç sağlığınız için önerilen ilaçları kesinlikle kullanmayın.
Kullandığınız şampuanlar ve bakım ürünlerinin saçlarımıza ne kadar etkisi olduğunun önemi yoktur. Çünkü saç, köklerinden ve kan yoluyla beslenir. Yani saçlarımızı sadece yediklerimiz besler.
Bilinçli diyet yapın
Bu nedenle saçlarımızın sağlıklı kalabilmesi için önemli olan yeterli ve dengeli beslenmedir. Ağır ve bilinçsizce zayıflamak için yapılan diyet sonrasında saçlar beslenemeyeceği için ciddi saç kayıpları oluşabilir.
Bu kayıpların tedavisi de zaman alan bir süreçtir. Çünkü ağır diyet sonrası kansızlık dediğimiz Anemi (demir eksikliği anemisi) görülebilir.
Demir eksikliğine dikkat!
Bütün besin ve vitaminlerin eksikliğinin yanı sıra tabloya eklenen demir eksikliği saçın daha yoğun dökülmesine neden olur. Saçlar yeniden kazanılır. Ancak bu tedavinin zaman ve sabır gerektiren uzun bir süreç olduğu unutulmamalıdır.
Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Ayfer Bankaoğlu, şok diyetlerin saç dökülmesi üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi:
Sağlıklı beslenin
"Saç sağlığını korumanın yolu düzenli ve dengeli beslenmekten geçer. Son yıllarda fast-food tarzı beslenme alışkanlıklarının hızla arttığını görüyoruz. Bu tarz dengesiz ve düzensiz beslenme alışkanlıklarının saç sağlığı üzerindeki zararları her geçen gün artıyor. Sağlıklı ve dökülmeyen saçlar istiyorsanız beslenmenizde protein, çinko, B 12 vitaminleri, folik asit ve bakır eksikliği olmamasına özen göstermeniz gerekiyor. Bu besinlerin eksikliği saç sağlığınızı olumsuz yönde etkiliyor."
Sigara erken beyazlatıyor
Düzenli sigara ve alkol kullanımı tüm sağlığı etkilediği gibi saç sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Alkol ve sigara kullanımını alışkanlık haline getirmek saçların ölmesine neden oluyor. Özellikle sigara kullananlarda saçların erken beyazladığı saptanmıştır. Ayrıca sigara saçlarda yağlanmaya ve kırılmaya da neden oluyor.
Aklınızda bulunsun
Diyet yapmak isteyenlerin bunu bir beslenme uzmanının kontrolünde yapması gerekir. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmeden kaçınmalı, protein ağırlıklı beslenmeye özen göstermeli.
.Uyku saatleri düzenlenmeli.
.Stresten uzak durun.
.Çinko, B12, bakır, folik asit içeren besinler tüketin.
Sigara ve alkol kullanımını alışkanlık haline getirmeyin ve mümkünse ikisinden de uzak durun.
.Antioksidan yiyeceklere (sebze meyve gibi) sofranızda sık sık yer verin. Fast- food tarzı beslenme alışkanlıklarından uzak durun.
.Uzman kontrolü dışında saç sağlığınız için önerilen ilaçları kesinlikle kullanmayın.
Akşamcılar için risk büyük...
Haftanın hemen hemen her günü çok içki tüketen erkeklerin ölüm riskleri artıyor.
Japon bilim adamlarının, 89 bin orta yaşlı kadın ve erkek üzerinde 13 yıl boyunca yaptığı araştırma, haftanın hemen hemen her günü çok içki tüketen erkeklerin herhangi bir nedenle ölüm risklerinin arttığı, ancak aynı miktarda içen fakat içkiye haftada bir iki gün ara verenlerin ölüm riskinde artış saptanmadığını ortaya koydu.
Araştırmaya katılanlar erkeklerin yüzde 68’inin düzenli olarak içki içtiği, bu oranın kadınlarda yüzde 11’de kaldığı, bu nedenle söz konusu durumun kadınlar üzerindeki etkisinin incelenmediği belirtildi.
Sonuçları American Journal of Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarı Tomomi Marugame, araştırmanın, haftada birkaç kez alem yapmanın sağlığa zararı olmadığı anlamına gelmediğini vurguladı.
Japon bilim adamlarının, 89 bin orta yaşlı kadın ve erkek üzerinde 13 yıl boyunca yaptığı araştırma, haftanın hemen hemen her günü çok içki tüketen erkeklerin herhangi bir nedenle ölüm risklerinin arttığı, ancak aynı miktarda içen fakat içkiye haftada bir iki gün ara verenlerin ölüm riskinde artış saptanmadığını ortaya koydu.
Araştırmaya katılanlar erkeklerin yüzde 68’inin düzenli olarak içki içtiği, bu oranın kadınlarda yüzde 11’de kaldığı, bu nedenle söz konusu durumun kadınlar üzerindeki etkisinin incelenmediği belirtildi.
Sonuçları American Journal of Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarı Tomomi Marugame, araştırmanın, haftada birkaç kez alem yapmanın sağlığa zararı olmadığı anlamına gelmediğini vurguladı.
Sara nöbetini tetikleyen notalar
Prof. Dr. Erdal Işık, Tuna Valsi, Beşinci Senfoni ve İbrahim Tatlıses'in bazı türkülerinin sara nöbetlerini tetiklediğini söyledi.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işık, bazı müziklerin sara nöbetini tetiklemesinin beynin dominant olmayan yarımküresiyle ilişkili olduğunun ileri sürüldüğünü de sözlerine ekledi.
Dostoyevski'nin sara nöbetlerinde olduğu gibi nöbet öncesi kısa süreli ve kişiye zevk veren haberci dönemlerinin izlenebilmesi, bu nöbetlerde beynin yan ve duygularla ilişkili limbik sisteminde de rolü olabileceğini düşündürdüğünü belirten Işık, beyin işlevini ortaya koyan çalışmalarda ise ses, ritim, melodi ve armoninin müzik kulağının beynin sağ yarımküresiyle ilişkili olduğunu dile getirdi.
Sesin şiddetindeki değişmelerin ya da müzikle öğrenme ve düşünceleri müzikle harekete geçirme gibi düşünce kalıplarının beynin sol yarımküresiyle ilişkili olduğunu belirten Işık, depresyonda da hızlı ritimli müzik parçalarının olumlu rol oynayabileceğini söyledi.
Kişiyi dış dünyaya bağlıyor
Işık, müziğin bulimia ve anorekside yiyecek saplantısının yerine konabileceğini, diğer kişilerde ise iletişim kurma ve uğraşı tedavisinde, bunama olan kişilerde de kişiyi dış dünyaya bağlayan bir aracı olarak kullanılabileceğini açıkladı.
Sevdiği insanlarla bir araya gelmeli
Tedavide hastanın akli ve psişik güçlerini artırmanın, mücadele için cesaret vermenin ve sevdiği insanlarla biraraya getirip en iyi müziği dinletmenin gerekli olduğunu belirten Işık, Türk müziğinin de çeşitli etkileri olduğunu belirtti.
Işık, hicaz makamının alçak gönüllülük verici, rast ve mahur makamının neşe ve huzur verici, hüseyni makamının sükunet ve rahatlık verici, saba makamının cesaret ve kuvvet verici, uşşak makamının gülümsetici ve acemaşiran makamının ise gevşetici olduğunu kaydetti.
Müzikle terapinin tedavi girişimlerinin sınırlı olan psikiyatrik hastalıklarda yardımcı bir tedavi yaklaşımı olarak ele alınabildiğini belirten Işık, ancak tek başına iyileştirici bir yöntem olarak düşünmenin doğru olmadığını söyledi.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işık, bazı müziklerin sara nöbetini tetiklemesinin beynin dominant olmayan yarımküresiyle ilişkili olduğunun ileri sürüldüğünü de sözlerine ekledi.
Dostoyevski'nin sara nöbetlerinde olduğu gibi nöbet öncesi kısa süreli ve kişiye zevk veren haberci dönemlerinin izlenebilmesi, bu nöbetlerde beynin yan ve duygularla ilişkili limbik sisteminde de rolü olabileceğini düşündürdüğünü belirten Işık, beyin işlevini ortaya koyan çalışmalarda ise ses, ritim, melodi ve armoninin müzik kulağının beynin sağ yarımküresiyle ilişkili olduğunu dile getirdi.
Sesin şiddetindeki değişmelerin ya da müzikle öğrenme ve düşünceleri müzikle harekete geçirme gibi düşünce kalıplarının beynin sol yarımküresiyle ilişkili olduğunu belirten Işık, depresyonda da hızlı ritimli müzik parçalarının olumlu rol oynayabileceğini söyledi.
Kişiyi dış dünyaya bağlıyor
Işık, müziğin bulimia ve anorekside yiyecek saplantısının yerine konabileceğini, diğer kişilerde ise iletişim kurma ve uğraşı tedavisinde, bunama olan kişilerde de kişiyi dış dünyaya bağlayan bir aracı olarak kullanılabileceğini açıkladı.
Sevdiği insanlarla bir araya gelmeli
Tedavide hastanın akli ve psişik güçlerini artırmanın, mücadele için cesaret vermenin ve sevdiği insanlarla biraraya getirip en iyi müziği dinletmenin gerekli olduğunu belirten Işık, Türk müziğinin de çeşitli etkileri olduğunu belirtti.
Işık, hicaz makamının alçak gönüllülük verici, rast ve mahur makamının neşe ve huzur verici, hüseyni makamının sükunet ve rahatlık verici, saba makamının cesaret ve kuvvet verici, uşşak makamının gülümsetici ve acemaşiran makamının ise gevşetici olduğunu kaydetti.
Müzikle terapinin tedavi girişimlerinin sınırlı olan psikiyatrik hastalıklarda yardımcı bir tedavi yaklaşımı olarak ele alınabildiğini belirten Işık, ancak tek başına iyileştirici bir yöntem olarak düşünmenin doğru olmadığını söyledi.
Afrodizyak her zaman uyarmıyor
Çin de yapılan araştırmalara göre, yiyecekler mideyi olduğu kadar ruhu ve libidoyu da besliyor.
Çikolata, çilek, muz, incir, şeftali, nar, istiridye, havyar, kuşkonmaz ve domates gibi besinler sağlık ve enerji vermekle kalmıyor, cinsel isteği de artırıyor ama doğru miktarlarda tüketilirse. Bazıları fazla tüketilirse uyku yapıyor.
İngiliz araştırmacılara göre de sağlık için zaten önemli olan bazı besinler aynı zamanda sihirli bir seks iksiri. Taylight Sağlık Merkezi’nden Diyetisyen Berrin Yiğit,
"Afrodizyak etkisi bilinen çilek, domates, çikolata ve fındık gibi besinleri faydalı olması için doğru miktarlarda tüketmek önemli" diyor.
Fındık başı çekiyor
Afrodizyaklar arasında en çok tüketilen besinlerin muz, çilek, çikolata ve fındık olduğunu belirten Diyetisyen Berrin Yiğit,
"Magnezyum deposu olan muz hem strese karşı çok etkili hem de mutluluk hormonu endorfinden zengin. Alınması gereken muz miktarı ise çikita olmamak kaydıyla günde bir orta boy. Kilo problemi olmayanlar ceviz, bal veya pekmez eşliğinde muz yiyerek afrodizyak etkiyi artırabilirler. Güçlü bir C vitamini deposu olan çilek ise cinselliği arttırıcı etkisi yanında antiaging etkisi ile de dikkat çekiyor. E vitamini içeriği cinsel organlara giden kan dolaşımını arttırıyor, Mutluluk hormonlarının salgılanmasında da etkili olan çilek cinsel hayata ve ruhsal duruma yön vermede başarılı bir gıda, günlük tüketilmesi gereken miktar ise 10 adet orta boy çilek" diyor.
Magnezyum ve fosfor cinsellikte etkili
"4-5 parça bitter çikolatayı benmari usulü eritip çileklere batırarak sevgilinizle paylaşabilir, bu eşsiz tadın yarattığı keyifle mutluluğunuzu artırabilirsiniz” diyen Yiğit, Magnezyum, fosfor ve kafein içeren ve önemli afrodizyaklardan biri olan çikolatanın fazla tüketilmemesini öneriyor: “İçerisindeki magnezyum ve fosfor cinselliğe yardımcı olur ancak çikolatanın fazlasından sakınılmalı, koyu renkli kakao içeriği yüksek olanlar tercih edilmeli. 2 parça bitter çikolata makul ölçüdür fazlası kan şekerinizi yükseltip uyku hali yaratabilir."
Her zaman kararında tüketin
Fındık, ceviz ve badem Omega 3 yağ asit içeriği ile cinsel gücü arttıran en önemli kuruyemişler arasında sayılıyor. Ancak yağlı tohum olan bu yemişlerin yüksek kalorilerinden dolayı günde en fazla 10 adet tüketilmesi tavsiye ediliyor.
Afrodizyak besinlerin günlük beslenme programında yer alması gereken miktarlarını; 10 adet çilek, 1orta boy muz, 3 tane incir, 1 adet tüysüz şeftali, yarım nar, 5 parça bitter çikolata, 4 küçük boy istiridye, bir tatlı kaşığı havyar, 5 adet taze kuşkonmaz, bir porsiyon domatesle sotelenmiş mantar, 3 büyük boy domates veya 8 tane çeri domates, 3 tane kereviz olarak özetleyen Yiğit, bu sebzelerin sinerjistik etkilerinden dolayı beraber tüketilmesini öneriyor.
Fesleğen, maydanoz ve zencefil... Baharatların yemeklere farklı ve sürpriz aromalar katarak en pratik yemeği bile ziyafete dönüştürebildiğini belirten Berrin Yiğit,
"Mutfağınızda zengin bir baharat köşesi yaratın ve maceracı olup değişik kombinasyonlar deneyin” diyor ve ekliyor: “Özel önerilerim ise fesleğen, maydanoz, zencefil, kara biber, karanfil ve kişniştir. Sarımsak, soğan gibi ağır aromalı tatlandırıcılardan ise kaçınılmasında fayda var."
Tülay Sağlam / NTV-MSNBC
Çikolata, çilek, muz, incir, şeftali, nar, istiridye, havyar, kuşkonmaz ve domates gibi besinler sağlık ve enerji vermekle kalmıyor, cinsel isteği de artırıyor ama doğru miktarlarda tüketilirse. Bazıları fazla tüketilirse uyku yapıyor.
İngiliz araştırmacılara göre de sağlık için zaten önemli olan bazı besinler aynı zamanda sihirli bir seks iksiri. Taylight Sağlık Merkezi’nden Diyetisyen Berrin Yiğit,
"Afrodizyak etkisi bilinen çilek, domates, çikolata ve fındık gibi besinleri faydalı olması için doğru miktarlarda tüketmek önemli" diyor.
Fındık başı çekiyor
Afrodizyaklar arasında en çok tüketilen besinlerin muz, çilek, çikolata ve fındık olduğunu belirten Diyetisyen Berrin Yiğit,
"Magnezyum deposu olan muz hem strese karşı çok etkili hem de mutluluk hormonu endorfinden zengin. Alınması gereken muz miktarı ise çikita olmamak kaydıyla günde bir orta boy. Kilo problemi olmayanlar ceviz, bal veya pekmez eşliğinde muz yiyerek afrodizyak etkiyi artırabilirler. Güçlü bir C vitamini deposu olan çilek ise cinselliği arttırıcı etkisi yanında antiaging etkisi ile de dikkat çekiyor. E vitamini içeriği cinsel organlara giden kan dolaşımını arttırıyor, Mutluluk hormonlarının salgılanmasında da etkili olan çilek cinsel hayata ve ruhsal duruma yön vermede başarılı bir gıda, günlük tüketilmesi gereken miktar ise 10 adet orta boy çilek" diyor.
Magnezyum ve fosfor cinsellikte etkili
"4-5 parça bitter çikolatayı benmari usulü eritip çileklere batırarak sevgilinizle paylaşabilir, bu eşsiz tadın yarattığı keyifle mutluluğunuzu artırabilirsiniz” diyen Yiğit, Magnezyum, fosfor ve kafein içeren ve önemli afrodizyaklardan biri olan çikolatanın fazla tüketilmemesini öneriyor: “İçerisindeki magnezyum ve fosfor cinselliğe yardımcı olur ancak çikolatanın fazlasından sakınılmalı, koyu renkli kakao içeriği yüksek olanlar tercih edilmeli. 2 parça bitter çikolata makul ölçüdür fazlası kan şekerinizi yükseltip uyku hali yaratabilir."
Her zaman kararında tüketin
Fındık, ceviz ve badem Omega 3 yağ asit içeriği ile cinsel gücü arttıran en önemli kuruyemişler arasında sayılıyor. Ancak yağlı tohum olan bu yemişlerin yüksek kalorilerinden dolayı günde en fazla 10 adet tüketilmesi tavsiye ediliyor.
Afrodizyak besinlerin günlük beslenme programında yer alması gereken miktarlarını; 10 adet çilek, 1orta boy muz, 3 tane incir, 1 adet tüysüz şeftali, yarım nar, 5 parça bitter çikolata, 4 küçük boy istiridye, bir tatlı kaşığı havyar, 5 adet taze kuşkonmaz, bir porsiyon domatesle sotelenmiş mantar, 3 büyük boy domates veya 8 tane çeri domates, 3 tane kereviz olarak özetleyen Yiğit, bu sebzelerin sinerjistik etkilerinden dolayı beraber tüketilmesini öneriyor.
Fesleğen, maydanoz ve zencefil... Baharatların yemeklere farklı ve sürpriz aromalar katarak en pratik yemeği bile ziyafete dönüştürebildiğini belirten Berrin Yiğit,
"Mutfağınızda zengin bir baharat köşesi yaratın ve maceracı olup değişik kombinasyonlar deneyin” diyor ve ekliyor: “Özel önerilerim ise fesleğen, maydanoz, zencefil, kara biber, karanfil ve kişniştir. Sarımsak, soğan gibi ağır aromalı tatlandırıcılardan ise kaçınılmasında fayda var."
Tülay Sağlam / NTV-MSNBC
Kanser kalkani yiyecekler
Şişmanlarda kanser riski normal kilolulara göre iki kat daha fazla. Özellikle kadınlarda meme kanseri riskini ikiye katlıyor.
Şişmanlarda kanser riski normal kilolulara göre iki kat daha fazla.
Şişmanlığın, özellikle kadınlarda meme kanseri riskini ikiye katladığını vurgulayan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Dalı Uzmanı Yasemin Bölükbaşı, kanserden korunmak için şu önerilerde bulunuyor:
. Doğal besinleri tercih edin, sebze ve meyveyi mevsiminde yiyin. Dengesiz beslenme kanser riskini yüzde 35 artırır; bu nedenle sofranızda, çeşitli besinlere yer vererek bir gökkuşağı oluşturun. Günde 5 öğün meyve-sebze tüketmek, kanser riskini yüzde 20 azaltır. Düzenli beslenme; kalın bağırsak ve mide kanseri riskini yüzde 90 azaltır.
. Sigara; kanser riskini yüzde 30, enfeksiyon hastalıklarını yüzde 10 artırır. Sigara içmemek sizi kanserden yüzde 30 oranında korur.
. Düzenli egzersiz yapın; egzersiz, insanı kanserden yüzde 30-40, kadınları meme kanserinden yüzde 60 oranında korur.
. Antioksidan içeren ürünler fizyolojik etki yapar. Bol bol brokoli, çay, fındık, ceviz, badem, domates, lahana, keten tohumu, karnabahar, brüksel lahanası, balık, soya, süt ve süt ürünleri tüketin.
Fındık, ceviz ve badem kolesterolün yükselmesini önler, kemik gelişimini destekler. Havuç; C ve B vitamini içerir, kanser riskini azaltıcı antioksidan içerir.
. Yeşil çay içmek sağlık için iyidir ancak 5 dakikadan fazla demlemeyin.
Şişmanlarda kanser riski normal kilolulara göre iki kat daha fazla.
Şişmanlığın, özellikle kadınlarda meme kanseri riskini ikiye katladığını vurgulayan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Dalı Uzmanı Yasemin Bölükbaşı, kanserden korunmak için şu önerilerde bulunuyor:
. Doğal besinleri tercih edin, sebze ve meyveyi mevsiminde yiyin. Dengesiz beslenme kanser riskini yüzde 35 artırır; bu nedenle sofranızda, çeşitli besinlere yer vererek bir gökkuşağı oluşturun. Günde 5 öğün meyve-sebze tüketmek, kanser riskini yüzde 20 azaltır. Düzenli beslenme; kalın bağırsak ve mide kanseri riskini yüzde 90 azaltır.
. Sigara; kanser riskini yüzde 30, enfeksiyon hastalıklarını yüzde 10 artırır. Sigara içmemek sizi kanserden yüzde 30 oranında korur.
. Düzenli egzersiz yapın; egzersiz, insanı kanserden yüzde 30-40, kadınları meme kanserinden yüzde 60 oranında korur.
. Antioksidan içeren ürünler fizyolojik etki yapar. Bol bol brokoli, çay, fındık, ceviz, badem, domates, lahana, keten tohumu, karnabahar, brüksel lahanası, balık, soya, süt ve süt ürünleri tüketin.
Fındık, ceviz ve badem kolesterolün yükselmesini önler, kemik gelişimini destekler. Havuç; C ve B vitamini içerir, kanser riskini azaltıcı antioksidan içerir.
. Yeşil çay içmek sağlık için iyidir ancak 5 dakikadan fazla demlemeyin.
Bu TV bağımlılığının yaptıkları...
Trakya Üniversitesi (TÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Süleyman Doğan, televizyon ve dizi bağımlılığının endişe verici olduğunu belirtti.
Doğan, yaptığı açıklamada, programların çekiciliğinin artırılarak insanların televizyon bağımlısı durumuna getirildiğini söyledi.
Son dönemlerde dizi senaryolarının tarihi roman, öykü ve hikayelerden alındığını ifade eden Doğan, televizyon dizilerinin kitap okuma alışkanlığının düşük olduğu ülke gençliğine yarar sağlamaktan ziyade olumsuz etkisi olduğunu iddia etti.
Kitaptan uzaklaştırıyor
Senaryoya uyarlanan öykü, roman ve hikayelerin, bu kitapların okunmasına karşı ilgi uyandırmadığını belirten Doğan,
"Senaryo kaynaklarını edebi hikaye ve romanlardan alan diziler, kitaplar hakkında ön fikir vermekte ve bilgi doygunluğuna sebep olmaktadır.
Okuyucu, kitapların içeriğini bildiğini sanarak, kitapla yüzleşmenin gereksiz olduğuna inanmakta. Bu nedenle televizyon ve dizi bağımlılığı endişe verici. Birçok kişi zamanının büyük bölümünü televizyon karşısında geçiriyor" dedi.
Daha dikkatli olunmalı
Dizi senaryoları hazırlanırken öyküsü kaynak yapılan kitaplara olumsuz etkisinin düşünülmesi ve bunu önleyecek önlemler alınması gerektiğini bildiren Doğan, şunları kaydetti:
"Ülkemizde düşük olan kitap okuma alışkanlığı dikkate alınarak, dizi, sinema filmi yapımcıları bu doğrultuda hareket etmelidir. Dizi senaryoları hazırlanırken bu olumsuz etki düşünülmeli ve bunu önleyecek önlemler alınmalıdır."
Doğan, yaptığı açıklamada, programların çekiciliğinin artırılarak insanların televizyon bağımlısı durumuna getirildiğini söyledi.
Son dönemlerde dizi senaryolarının tarihi roman, öykü ve hikayelerden alındığını ifade eden Doğan, televizyon dizilerinin kitap okuma alışkanlığının düşük olduğu ülke gençliğine yarar sağlamaktan ziyade olumsuz etkisi olduğunu iddia etti.
Kitaptan uzaklaştırıyor
Senaryoya uyarlanan öykü, roman ve hikayelerin, bu kitapların okunmasına karşı ilgi uyandırmadığını belirten Doğan,
"Senaryo kaynaklarını edebi hikaye ve romanlardan alan diziler, kitaplar hakkında ön fikir vermekte ve bilgi doygunluğuna sebep olmaktadır.
Okuyucu, kitapların içeriğini bildiğini sanarak, kitapla yüzleşmenin gereksiz olduğuna inanmakta. Bu nedenle televizyon ve dizi bağımlılığı endişe verici. Birçok kişi zamanının büyük bölümünü televizyon karşısında geçiriyor" dedi.
Daha dikkatli olunmalı
Dizi senaryoları hazırlanırken öyküsü kaynak yapılan kitaplara olumsuz etkisinin düşünülmesi ve bunu önleyecek önlemler alınması gerektiğini bildiren Doğan, şunları kaydetti:
"Ülkemizde düşük olan kitap okuma alışkanlığı dikkate alınarak, dizi, sinema filmi yapımcıları bu doğrultuda hareket etmelidir. Dizi senaryoları hazırlanırken bu olumsuz etki düşünülmeli ve bunu önleyecek önlemler alınmalıdır."
Ciltteki lekeler losyondan olabilir
Makyaj temizleme ürünleri, tıraş losyonu ve kolonya gibi alkol içeren kozmetik ürünleri güneşin etkisiyle ciltte kalıcı lekelere neden olabiliyor.
Trakya Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Görgülü, alkol içeren kozmetik ürünlerinin güneşin etkisiyle ciltte kalıcı lekelere neden olabileceğini belirterek uyardı.
Küresel ısınmanın cilt kanserini tetiklediğini, güneşin zararlı ışınlarından mümkün olduğunca korunmamız gerektiğini belirten Prof. Dr Adnan Görgülü, cilt sağlığı için bilinçli davranılması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Adnan Görgülü, "Güneşli havalarda dışarı çıkarken elinize, yüzünüze makyaj temizle ürünleri, tıraş losyonu ve kolonya gibi alkollü kozmetik ürünleri kullanmayın. Bu malzemelerin cildinizdeki etkisi geçtikten sonra dışarı çıkın. Alkollü ürünler güneşin de etkisiyle ciltte kalıcı lekelere yol açabilir" dedi.
Trakya Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Görgülü, alkol içeren kozmetik ürünlerinin güneşin etkisiyle ciltte kalıcı lekelere neden olabileceğini belirterek uyardı.
Küresel ısınmanın cilt kanserini tetiklediğini, güneşin zararlı ışınlarından mümkün olduğunca korunmamız gerektiğini belirten Prof. Dr Adnan Görgülü, cilt sağlığı için bilinçli davranılması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Adnan Görgülü, "Güneşli havalarda dışarı çıkarken elinize, yüzünüze makyaj temizle ürünleri, tıraş losyonu ve kolonya gibi alkollü kozmetik ürünleri kullanmayın. Bu malzemelerin cildinizdeki etkisi geçtikten sonra dışarı çıkın. Alkollü ürünler güneşin de etkisiyle ciltte kalıcı lekelere yol açabilir" dedi.
Sindirimi kolaylaştıran yiyecekler
Mide yanması şikayeti için yiyeceklere dikkat etmeli, sindirimi kolaylaştıran, yanma hissini azaltan besinleri tercih etmeli.
Mide yanmasından şikayetçiyseniz yiyeceklerinize dikkat etmeli, sindirimi kolaylaştıran, yanma hissini azaltan yiyecekleri unutmamalısınız.
İyi çiğneyin
Mide yanması zaman zaman hepimizin şikayet ettiği bir sorundur. Ancak bazı noktalara dikkat ederek bu problemi azaltmak mümkün. Öncelikle yemekleri az az, sık sık olacak şekilde tüketin, yavaş yiyin, iyi çiğneyin.
Alkol ve sigaradan uzak durun
Yiyecek ve içeceklerinizin çok sıcak veya çok soğuk olmamasına dikkat edin. Karında basıncı arttıran sıkı kemer kullanmayın. Yemeklerden hemen sonra uzanıp yatmayın. Alkol ve sigaradan da mümkün olduğunca kaçının.
Ne yemeli?
Karnabahar:Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından korur.
Lahana:Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. .
Patates:Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su, havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.
Elma sirkesi:Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.
Maden suyu:Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.
Ispanak:Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.
Zeytinyağı:Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.
Muz:Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.
Kızarmış ekmek: Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.
Mide yanmasından şikayetçiyseniz yiyeceklerinize dikkat etmeli, sindirimi kolaylaştıran, yanma hissini azaltan yiyecekleri unutmamalısınız.
İyi çiğneyin
Mide yanması zaman zaman hepimizin şikayet ettiği bir sorundur. Ancak bazı noktalara dikkat ederek bu problemi azaltmak mümkün. Öncelikle yemekleri az az, sık sık olacak şekilde tüketin, yavaş yiyin, iyi çiğneyin.
Alkol ve sigaradan uzak durun
Yiyecek ve içeceklerinizin çok sıcak veya çok soğuk olmamasına dikkat edin. Karında basıncı arttıran sıkı kemer kullanmayın. Yemeklerden hemen sonra uzanıp yatmayın. Alkol ve sigaradan da mümkün olduğunca kaçının.
Ne yemeli?
Karnabahar:Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından korur.
Lahana:Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. .
Patates:Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su, havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.
Elma sirkesi:Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.
Maden suyu:Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.
Ispanak:Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.
Zeytinyağı:Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.
Muz:Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.
Kızarmış ekmek: Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.
Saç dökülmesi ve sedef için lavanta
Lavanta, saç dökülmesine karşı da çok etkili. Ancak, bu konudaki uygulama dıştan olup, hazırlanması farklı.
Prof Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Türkiye’de bitkisel tedavi ile uğraşan önemli isimlerden birisi.
Halen çalışmalarını Antalya’da sürdüren Saraçoğlu, özellikle etkin maddeler üzerine araştırmalar yapıyor.
Bunun sonucunda herkesin kendi evinde rahatça uygulayabileceği bitkisel kürler geliştiriyor.
Lavanta kürü başka ne gibi rahatsızlıklara iyi gelebilir?
Derideki bazı rahatsızlıkların nedeni karaciğerden kaynaklanmaktadır. Lavanta kürü aynı zamanda, halk arasında ala hastalığı olarak bilinen vitiligo, sedef ve deride ileri yaşlarda oluşan yaşlılık lekelerine karşı da önleyici rol oynamaktadır ve bu hastalıkların tedavisinde de önemli bir yardımcı ve destekleyicidir.
Lavanta, saç dökülmesine karşı da çok etkili. Ancak, bu konudaki uygulama dıştan olup, hazırlanması farklıdır.
Lavanta kürü nasıl uygulanır?
Bir tutam lavantayı 0.3 litre (yaklaşık bir buçuk su bardağı) suda dört dakika demleyiniz. Demleme süresi tamamlandıktan sonra, ılımasını beklemeden süzülmesi gerekir.
Süzme işlemi tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz. On beş gün boyunca her gün, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içilmesi gerekir.
Her defasında (her kullanımda) taze olarak hazırlanması şarttır. Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayınız.
Hiç bir şekilde damak tadına uygun olsun diye içerisine şeker veya benzeri bir katkı ilave etmeyiniz.
On beş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrine göre haftada üç-dört defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı içilmeye devam edilir.
Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur.
Yılda bir defa yapılabilir
Her sağlıklı insanın yılda bir defa on beş günlük lavanta kürünü uygulamalarında çok büyük faydalar var.
Hiçbir bitkisel kürü alışkanlık haline getirmeyin. Karaciğer yetmezliği şikayeti olanların, Hepatit-B veya Hepatit-C visürü ile yaşamak zorunda olan insanların zaman zaman lavanta kürünü uygulamalarında büyük fayda var.
Prof Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Türkiye’de bitkisel tedavi ile uğraşan önemli isimlerden birisi.
Halen çalışmalarını Antalya’da sürdüren Saraçoğlu, özellikle etkin maddeler üzerine araştırmalar yapıyor.
Bunun sonucunda herkesin kendi evinde rahatça uygulayabileceği bitkisel kürler geliştiriyor.
Lavanta kürü başka ne gibi rahatsızlıklara iyi gelebilir?
Derideki bazı rahatsızlıkların nedeni karaciğerden kaynaklanmaktadır. Lavanta kürü aynı zamanda, halk arasında ala hastalığı olarak bilinen vitiligo, sedef ve deride ileri yaşlarda oluşan yaşlılık lekelerine karşı da önleyici rol oynamaktadır ve bu hastalıkların tedavisinde de önemli bir yardımcı ve destekleyicidir.
Lavanta, saç dökülmesine karşı da çok etkili. Ancak, bu konudaki uygulama dıştan olup, hazırlanması farklıdır.
Lavanta kürü nasıl uygulanır?
Bir tutam lavantayı 0.3 litre (yaklaşık bir buçuk su bardağı) suda dört dakika demleyiniz. Demleme süresi tamamlandıktan sonra, ılımasını beklemeden süzülmesi gerekir.
Süzme işlemi tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz. On beş gün boyunca her gün, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içilmesi gerekir.
Her defasında (her kullanımda) taze olarak hazırlanması şarttır. Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayınız.
Hiç bir şekilde damak tadına uygun olsun diye içerisine şeker veya benzeri bir katkı ilave etmeyiniz.
On beş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrine göre haftada üç-dört defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı içilmeye devam edilir.
Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur.
Yılda bir defa yapılabilir
Her sağlıklı insanın yılda bir defa on beş günlük lavanta kürünü uygulamalarında çok büyük faydalar var.
Hiçbir bitkisel kürü alışkanlık haline getirmeyin. Karaciğer yetmezliği şikayeti olanların, Hepatit-B veya Hepatit-C visürü ile yaşamak zorunda olan insanların zaman zaman lavanta kürünü uygulamalarında büyük fayda var.
Susuz kalmayın!
Vücudun gün içinde kaybettiği sıvı ve minerallerin tamamlanması için günde 2 litre su içilmesi öneriliyor.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Günhan Erdem, küresel ısınma nedeniyle artması beklenen sıcaklıkla havadaki nem oranının da daha fazla olacağı uyarısında bulunarak,
"Havadaki nem oranına ve sıcaklığa bağlı olarak bazı zorluklar ortaya çıkıyor. Bu nedenle mümkün olduğunca sıvı alımının artması gerekiyor. En önemli şeylerin başında su geliyor" dedi.
Elektrolit dengesi korunmalı
Vücudun terlemeyle birlikte su, tuz ve diğer mineralleri de kaybettiğine dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, vücudun elektrolit dengesinin sıvı alarak korunması gerektiğini kaydetti.
Prof. Dr. Erdem sözlerini şöyle sürdürdü; "Şimdi artık küresel ısınmanın etkisi, ozon tabakasının incelmesi gibi nedenlerle yaz aylarında gün içerisinde 11.00’den 16.00’ya kadar güneşte dolaşılmamalı. Dışarı çıkılmışsa mutlaka bir şemsiye altında durulmalı."
Açık renk ve pamuklu giyin
Vücudun hava sirkülasyonunun sağlanması için açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler giyilmesi gerektiğine de dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, rahat ayakkabı kullanmanın kişiyi yormaması için önemli olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Erdem, yaşlı ve hamilelerin yaz sıcaklarında daha dikkatli olmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Günhan Erdem, küresel ısınma nedeniyle artması beklenen sıcaklıkla havadaki nem oranının da daha fazla olacağı uyarısında bulunarak,
"Havadaki nem oranına ve sıcaklığa bağlı olarak bazı zorluklar ortaya çıkıyor. Bu nedenle mümkün olduğunca sıvı alımının artması gerekiyor. En önemli şeylerin başında su geliyor" dedi.
Elektrolit dengesi korunmalı
Vücudun terlemeyle birlikte su, tuz ve diğer mineralleri de kaybettiğine dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, vücudun elektrolit dengesinin sıvı alarak korunması gerektiğini kaydetti.
Prof. Dr. Erdem sözlerini şöyle sürdürdü; "Şimdi artık küresel ısınmanın etkisi, ozon tabakasının incelmesi gibi nedenlerle yaz aylarında gün içerisinde 11.00’den 16.00’ya kadar güneşte dolaşılmamalı. Dışarı çıkılmışsa mutlaka bir şemsiye altında durulmalı."
Açık renk ve pamuklu giyin
Vücudun hava sirkülasyonunun sağlanması için açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler giyilmesi gerektiğine de dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, rahat ayakkabı kullanmanın kişiyi yormaması için önemli olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Erdem, yaşlı ve hamilelerin yaz sıcaklarında daha dikkatli olmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.
Cinselliğin yaşı yok
Sağlıklı yaşlanmanın yolu cinsel yaşamdan geçiyor. Müftüoğlu, "80 yaşında ayda en az 2 kez cinsel ilişki girilebilir" diyor.
Röportaja gittiğimiz Swissotel’de kahvaltısını yaparken bulduğumuz Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun önünde son derece mütevazı bir sofra vardı.
Çay, biraz peynir, esmer ekmek ve iki yumurta beyazından oluşan kahvaltı mönüsü, ikinci buluşmamızda da aynıydı.
Beslenirken, uyurken ve spor yaparken rutinin dışına çok ender çıktığını belirten Müftüoğlu’nun kendisiyle ilgili tüyoları, sağlıklı yaşam için herkese verdiği önerilerden ibaretti.
Türkiye’nin sağlıklı yaşam gurusu olarak nitelendirilen Müftüoğlu, "doktorun söylediklerini yap, yaptıklarını yapma" deyişinden çok uzak, "doktorun yaptıklarını da yap" dedirten örnek yaşam tarzını anlattı.
Proteini ölçülü alın
Özel bir beslenme reçeteniz var mı?
Beslenmenin insan davranışları ve günlük enerji üzerinde çok fazla etkisi var. Karbonhidratlar insanları daha çok gevşetiyor.
'Karbonhidrat tembelliği' denilen, tembelleştirip sakinleştirdiğini, uyku hali verdiğini söyleyebilirim. Bu nedenle makarna, kurabiye, tatlı yediğimizde kendimizi mutlu hissediyoruz.
Buna karşı proteinli gıdalar daha çok enerji veriyor. Ölçülü ve yağsız protein almak lazım. Bu nedenle sabah kahvaltısında 1 veya 2 yumurtanın beyazını almayı tercih ediyorum.
Zararsız proteini almaya çalışıyorum. Öğleyi salatayla geçiştirmek yerine balıklı veya tavuklu salata, yağsız kırmızı etle salata gibi bir mönü tercih edilmesinde fayda var. Günün en küçük öğününü akşam yapmak lazım. Kendi beslenmemde de bunlara dikkat ediyorum.
Bunun dışına çıktığınız oluyor mu?
Bazen yediklerimi fazla kaçırıyorum. Bundan 10 yıl önce şu ankinden 10 kilo fazlam vardı. Bunu korumaya çalışıyorum.
Çünkü metabolizmam çok yavaş olduğundan kolay kilo alıyorum. 'Akşam 19.00’dan önce yemeği bırakın' diyoruz ama cuma ve cumartesi dışarıda yemek yiyorum. Bazen 4-5 bardak şarap içtiğim oluyor. Sorun yapmıyorum.
Üzüm çekirdeği yiyin
Vitamin desteği alıyor musunuz?
Antioksidan dışında özel bir vitamin kullanmıyorum. Dozajlarını ihtiyacıma göre ayarlıyorum.
Bunun içine C vitaminini, selenyumu ilave ediyorum. Zaman zaman de etkisine çok inandığım Koenzim Q kullanıyorum.
Üzüm çekirdeği ekstresi gibi son yıllarda popüler olan tamamlayıcıları öneriyor musunuz?
Üzümün kendisi çok yararlı. İçinde birçok şey var ki özellikle resveratrol. Olağanüstü etkin bir antienflamatuar, kanser ve astım önleyici.
Resveratrol hem üzümün çekirdeğinde var hem kabuğunda, hem de gövdesinde. Kırmızı şarapta var. Üzümde ve üzüm suyunda olduğundan çok daha fazlası var.
70 yaşında babalık normal
Son araştırmalar ışığında cinsel yaşam nereye kadar devam edebilir?
Cinsel yaşamın bittiği bir yaş yok. En azından beynimizde yok. Cinselliğin 2 yönü var. Bir libido (karşı cinsle birlikte olma arzusu), tensel, kokusal arzu, dokunma, sarılma, sevme, sevişme arzusu, cinsel ilişkiyi gerçekleştirme arzusu.
Eğer cinselliğe libido bakımından bakarsanız sağlıklı olduğunuz zaman 90 yaşında olsanız bile libido kaybolmaz. Herkes her zaman karşı cinse karşı sempati, sevgi, cinsel arzu duyar.
90 yaşında cinsel ilişki için libido yeterli mi?
Cinselliğin hiçbir zaman sonu yok. Erkek cinselliğini engelleyen temel faktör ereksiyon sorununun çaresi, son yıllarda ilaç sanayinin keşifleriyle önemli ölçüde bulundu.
Aslında daha genç yaşlarda damarlarınıza iyi bakma alışkanlığını edinebilirseniz yani damar sertliğine karşı vücudunuzu koruyabilirseniz ereksiyon problemini yaşamazsınız.
Artık 70 yaşında baba oldu diye haber olmuyor. 70 yaşında baba olmak için evlenen insanlar var. Bu gayet doğal. İnanıyorum ki, 80 yaşındaki bir insanın minimum ayda iki kez cinsel ilişkiye girmesi her zaman mümkün, kendine iyi baktığı sürece.
Belki haftada bir kez bile bunu rahatlıkla yapabileceğini düşünüyorum.
'Alkol alacaksanız kırmızı şarap için'
Sigara kullandınız mı?
1990 yılında bir anda verdiğim bir kararla kiloyla birlikte kurtuldum. Sonra hiç aramadım. Sigaranın keyif verici bir madde olduğunu düşünmüyorum. Başkalarına da zarar verdiği olduğu için bence esrardan bile daha kötü.
Ne sıklıkta alkol alıyorsunuz?
Genellikle hafta sonları alkol alıyorum. Kırmızı şarabı tercih ediyorum. Bunun nedeni, verdiği bir sağlık yararı var.
Daha akıllı bir içki gibi geliyor. Diğer içkilere göre kalorisi düşük, alkol oranı daha düşük. Akşamları bir bardak kırmızı şaraba karşı değilim ama bu şöyle anlaşılmamalı, sağlıklı olmak istiyorsanız akşamları bir bardak kırmızı şarap için. Eğer bir şey içeceksiniz kırmızı şarabı tercih edin.
Çalışma dışındaki vakitlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?
Akşam saatlerini mümkün olduğu kadar çalışıp okuyarak geçiriyorum. Maalesef çok sevmeme, sinema tutkuma rağmen son 3 - 4 yıldır onu kaybettim.
Çok ciddi bir şiir tutkum var. Onları devam ettirmeye çalışıyorum. Müzikle aram çok iyidir. Çalmadığım çok az müzik aleti var. En çok ritm aletlerini seviyorum. Belki hayatın ritmine ordan kendimi kaptırdım.
Hayatın içindeki keyiflerden kendimi çok fazla alıkoymak taraftarı değilim. Fırsat buldukça seyahate gidiyorum, arkadaşlarımla beraber oluyorum.
Bunlar hayatın hoşlukları. Hayatın boşluklarını hoşluklarla doldurmazsanız daha farklı faturalar ödersiniz.
Aslında bütün mesele neyi yaptığınız zaman neyi ödeyeceğinizi, bunu neyle ikame edeceğinizi iyi hesaplayabilmekte.
'Menopozla cinsel özgürlük başlar'
Kadınlar için menopoz, cinsellik için bir dönüm noktası değil mi?
Erkekler için de kadınlar için de cinsel yaşam odaklı bir yaşlanma süreci, yaşlanmanın sağlıklı hale gelmesini sağlar. Kadın erkekten farklı olarak libidoda daha hassas.
Kadın cinselliğini daha çok erteleyebilen, daha çok kontrol edebilen bir varlık. Kadınlar yaşlanırken özellikle menopoz döneminde cinselliğinin bittiğini düşünebiliyorlar. Aslında menopoz cinsel özgürlüğün başladığı dönemdir, cinselliğin bittiği değil.
Çünkü hamile kalma tehdidinden kurtuluyor. Bu dönemde cinsel ilişki esnasında karşılaşabilecekleri sorunları aşabilmeleriyle ilgili çok sayıda ürün var.
Güçlü hafıza için ezberleyin
Yabancı dilde yeni kelimeler, yeni markalar, yeni telefon numaraları, yeni adresler ezberleyin. Şiirleri, atasözlerini aklınızda tutmaya gayret edin.
Zihninizde hatırlamak istediğiniz cisimlerin, kişilerin, yer ya da sayıların bir resmini yapın. Konsantre olmak istediğinizde dikkatinizi dağıtacak gürültüleri ortadan kaldırın. Bir konuşma sırasında aklınızda tutmak istediğiniz bilgiyi tekrar edin.
Liste yapın ve hatırlamak istediğiniz şeyleri takvim üzerine yazın, sık sık bu listelere bakın. Unutmanın normal olduğunu kabul edin. Gençken de birçok şey unutuluyor.
İşitmenizi kontrol ettirin. Belki de yeterince iyi duymadığınız için hatırlayamıyorsunuz. Hatırlama yeteneğinizde belirgin bir düşüş olduğunu hissediyorsanız doktorunuzla görüşün.
Tiroit bezi hastalığı, östrojen hormonu azalması, bunaltı, stres, yorgunluk, depresyon, bazı ilaçlar (uyku verici ilaçlar, antidepresanlar, lityum, antihistaminikler, sibutramin ve amfetamin içeren zayıflama ilaçları) ve yoğun alkol kullanımı unutkanlığa yol açabilir; dikkate alın.
Ayşegül Aydoğan /Milliyet
Röportaja gittiğimiz Swissotel’de kahvaltısını yaparken bulduğumuz Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun önünde son derece mütevazı bir sofra vardı.
Çay, biraz peynir, esmer ekmek ve iki yumurta beyazından oluşan kahvaltı mönüsü, ikinci buluşmamızda da aynıydı.
Beslenirken, uyurken ve spor yaparken rutinin dışına çok ender çıktığını belirten Müftüoğlu’nun kendisiyle ilgili tüyoları, sağlıklı yaşam için herkese verdiği önerilerden ibaretti.
Türkiye’nin sağlıklı yaşam gurusu olarak nitelendirilen Müftüoğlu, "doktorun söylediklerini yap, yaptıklarını yapma" deyişinden çok uzak, "doktorun yaptıklarını da yap" dedirten örnek yaşam tarzını anlattı.
Proteini ölçülü alın
Özel bir beslenme reçeteniz var mı?
Beslenmenin insan davranışları ve günlük enerji üzerinde çok fazla etkisi var. Karbonhidratlar insanları daha çok gevşetiyor.
'Karbonhidrat tembelliği' denilen, tembelleştirip sakinleştirdiğini, uyku hali verdiğini söyleyebilirim. Bu nedenle makarna, kurabiye, tatlı yediğimizde kendimizi mutlu hissediyoruz.
Buna karşı proteinli gıdalar daha çok enerji veriyor. Ölçülü ve yağsız protein almak lazım. Bu nedenle sabah kahvaltısında 1 veya 2 yumurtanın beyazını almayı tercih ediyorum.
Zararsız proteini almaya çalışıyorum. Öğleyi salatayla geçiştirmek yerine balıklı veya tavuklu salata, yağsız kırmızı etle salata gibi bir mönü tercih edilmesinde fayda var. Günün en küçük öğününü akşam yapmak lazım. Kendi beslenmemde de bunlara dikkat ediyorum.
Bunun dışına çıktığınız oluyor mu?
Bazen yediklerimi fazla kaçırıyorum. Bundan 10 yıl önce şu ankinden 10 kilo fazlam vardı. Bunu korumaya çalışıyorum.
Çünkü metabolizmam çok yavaş olduğundan kolay kilo alıyorum. 'Akşam 19.00’dan önce yemeği bırakın' diyoruz ama cuma ve cumartesi dışarıda yemek yiyorum. Bazen 4-5 bardak şarap içtiğim oluyor. Sorun yapmıyorum.
Üzüm çekirdeği yiyin
Vitamin desteği alıyor musunuz?
Antioksidan dışında özel bir vitamin kullanmıyorum. Dozajlarını ihtiyacıma göre ayarlıyorum.
Bunun içine C vitaminini, selenyumu ilave ediyorum. Zaman zaman de etkisine çok inandığım Koenzim Q kullanıyorum.
Üzüm çekirdeği ekstresi gibi son yıllarda popüler olan tamamlayıcıları öneriyor musunuz?
Üzümün kendisi çok yararlı. İçinde birçok şey var ki özellikle resveratrol. Olağanüstü etkin bir antienflamatuar, kanser ve astım önleyici.
Resveratrol hem üzümün çekirdeğinde var hem kabuğunda, hem de gövdesinde. Kırmızı şarapta var. Üzümde ve üzüm suyunda olduğundan çok daha fazlası var.
70 yaşında babalık normal
Son araştırmalar ışığında cinsel yaşam nereye kadar devam edebilir?
Cinsel yaşamın bittiği bir yaş yok. En azından beynimizde yok. Cinselliğin 2 yönü var. Bir libido (karşı cinsle birlikte olma arzusu), tensel, kokusal arzu, dokunma, sarılma, sevme, sevişme arzusu, cinsel ilişkiyi gerçekleştirme arzusu.
Eğer cinselliğe libido bakımından bakarsanız sağlıklı olduğunuz zaman 90 yaşında olsanız bile libido kaybolmaz. Herkes her zaman karşı cinse karşı sempati, sevgi, cinsel arzu duyar.
90 yaşında cinsel ilişki için libido yeterli mi?
Cinselliğin hiçbir zaman sonu yok. Erkek cinselliğini engelleyen temel faktör ereksiyon sorununun çaresi, son yıllarda ilaç sanayinin keşifleriyle önemli ölçüde bulundu.
Aslında daha genç yaşlarda damarlarınıza iyi bakma alışkanlığını edinebilirseniz yani damar sertliğine karşı vücudunuzu koruyabilirseniz ereksiyon problemini yaşamazsınız.
Artık 70 yaşında baba oldu diye haber olmuyor. 70 yaşında baba olmak için evlenen insanlar var. Bu gayet doğal. İnanıyorum ki, 80 yaşındaki bir insanın minimum ayda iki kez cinsel ilişkiye girmesi her zaman mümkün, kendine iyi baktığı sürece.
Belki haftada bir kez bile bunu rahatlıkla yapabileceğini düşünüyorum.
'Alkol alacaksanız kırmızı şarap için'
Sigara kullandınız mı?
1990 yılında bir anda verdiğim bir kararla kiloyla birlikte kurtuldum. Sonra hiç aramadım. Sigaranın keyif verici bir madde olduğunu düşünmüyorum. Başkalarına da zarar verdiği olduğu için bence esrardan bile daha kötü.
Ne sıklıkta alkol alıyorsunuz?
Genellikle hafta sonları alkol alıyorum. Kırmızı şarabı tercih ediyorum. Bunun nedeni, verdiği bir sağlık yararı var.
Daha akıllı bir içki gibi geliyor. Diğer içkilere göre kalorisi düşük, alkol oranı daha düşük. Akşamları bir bardak kırmızı şaraba karşı değilim ama bu şöyle anlaşılmamalı, sağlıklı olmak istiyorsanız akşamları bir bardak kırmızı şarap için. Eğer bir şey içeceksiniz kırmızı şarabı tercih edin.
Çalışma dışındaki vakitlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?
Akşam saatlerini mümkün olduğu kadar çalışıp okuyarak geçiriyorum. Maalesef çok sevmeme, sinema tutkuma rağmen son 3 - 4 yıldır onu kaybettim.
Çok ciddi bir şiir tutkum var. Onları devam ettirmeye çalışıyorum. Müzikle aram çok iyidir. Çalmadığım çok az müzik aleti var. En çok ritm aletlerini seviyorum. Belki hayatın ritmine ordan kendimi kaptırdım.
Hayatın içindeki keyiflerden kendimi çok fazla alıkoymak taraftarı değilim. Fırsat buldukça seyahate gidiyorum, arkadaşlarımla beraber oluyorum.
Bunlar hayatın hoşlukları. Hayatın boşluklarını hoşluklarla doldurmazsanız daha farklı faturalar ödersiniz.
Aslında bütün mesele neyi yaptığınız zaman neyi ödeyeceğinizi, bunu neyle ikame edeceğinizi iyi hesaplayabilmekte.
'Menopozla cinsel özgürlük başlar'
Kadınlar için menopoz, cinsellik için bir dönüm noktası değil mi?
Erkekler için de kadınlar için de cinsel yaşam odaklı bir yaşlanma süreci, yaşlanmanın sağlıklı hale gelmesini sağlar. Kadın erkekten farklı olarak libidoda daha hassas.
Kadın cinselliğini daha çok erteleyebilen, daha çok kontrol edebilen bir varlık. Kadınlar yaşlanırken özellikle menopoz döneminde cinselliğinin bittiğini düşünebiliyorlar. Aslında menopoz cinsel özgürlüğün başladığı dönemdir, cinselliğin bittiği değil.
Çünkü hamile kalma tehdidinden kurtuluyor. Bu dönemde cinsel ilişki esnasında karşılaşabilecekleri sorunları aşabilmeleriyle ilgili çok sayıda ürün var.
Güçlü hafıza için ezberleyin
Yabancı dilde yeni kelimeler, yeni markalar, yeni telefon numaraları, yeni adresler ezberleyin. Şiirleri, atasözlerini aklınızda tutmaya gayret edin.
Zihninizde hatırlamak istediğiniz cisimlerin, kişilerin, yer ya da sayıların bir resmini yapın. Konsantre olmak istediğinizde dikkatinizi dağıtacak gürültüleri ortadan kaldırın. Bir konuşma sırasında aklınızda tutmak istediğiniz bilgiyi tekrar edin.
Liste yapın ve hatırlamak istediğiniz şeyleri takvim üzerine yazın, sık sık bu listelere bakın. Unutmanın normal olduğunu kabul edin. Gençken de birçok şey unutuluyor.
İşitmenizi kontrol ettirin. Belki de yeterince iyi duymadığınız için hatırlayamıyorsunuz. Hatırlama yeteneğinizde belirgin bir düşüş olduğunu hissediyorsanız doktorunuzla görüşün.
Tiroit bezi hastalığı, östrojen hormonu azalması, bunaltı, stres, yorgunluk, depresyon, bazı ilaçlar (uyku verici ilaçlar, antidepresanlar, lityum, antihistaminikler, sibutramin ve amfetamin içeren zayıflama ilaçları) ve yoğun alkol kullanımı unutkanlığa yol açabilir; dikkate alın.
Ayşegül Aydoğan /Milliyet
Ayak refleksolojisi egitimi
Bedenin kendi doğal endorfinlerini salgılamasına da yardımcı olan ayak refleksolojisi, stresle başa çıkmak için de kullanılıyor.
Ayak rekleksolojisi, ayak tabanında bulunan iç organlarımıza ve vücudumuzun çeşitli bölgelerine karşılık gelen refleks noktalarını uyararak tüm organlara, salgı bezlerine ve vücudun çeşitli kısımlarına etki etmeyi hedefleyen bir teknik.
Bu teknikte; vücudun tüm sistemlerine uyum ve denge getirmeye yardımcı olmak amacıyla, ayak tabanındaki noktalara masaj yapılarak vücudun içinde akan enerji kanalları canlandırılır.
Bütünsel yaklaşımlı bir şifa tekniği olan ayak refleksolojisi, Mısır ve Çin medeniyetleri tarafından yüzyıllar önce kullanılmış, batılılar tarafından zaman içinde benimsenmiş ve günümüzde yaygın bir biçimde kullanılır hale gelmiştir.
Derin rahatlamayla bedenin kendi doğal endorfinlerini salgılamasına da yardımcı olan ayak refleksolojisi, stresle başa çıkmak ve enerji seviyesini yükseltmek için de kullanılan bir yol.
Program
.Reflekslerin yerlerini tespit etmek.
.Ayak üstünde bulunan noktaları uyarmak.
.Kendi şifa potansiyelimizle bağlantıya geçmek.
Ayak rekleksolojisi, ayak tabanında bulunan iç organlarımıza ve vücudumuzun çeşitli bölgelerine karşılık gelen refleks noktalarını uyararak tüm organlara, salgı bezlerine ve vücudun çeşitli kısımlarına etki etmeyi hedefleyen bir teknik.
Bu teknikte; vücudun tüm sistemlerine uyum ve denge getirmeye yardımcı olmak amacıyla, ayak tabanındaki noktalara masaj yapılarak vücudun içinde akan enerji kanalları canlandırılır.
Bütünsel yaklaşımlı bir şifa tekniği olan ayak refleksolojisi, Mısır ve Çin medeniyetleri tarafından yüzyıllar önce kullanılmış, batılılar tarafından zaman içinde benimsenmiş ve günümüzde yaygın bir biçimde kullanılır hale gelmiştir.
Derin rahatlamayla bedenin kendi doğal endorfinlerini salgılamasına da yardımcı olan ayak refleksolojisi, stresle başa çıkmak ve enerji seviyesini yükseltmek için de kullanılan bir yol.
Program
.Reflekslerin yerlerini tespit etmek.
.Ayak üstünde bulunan noktaları uyarmak.
.Kendi şifa potansiyelimizle bağlantıya geçmek.
Liposuction' gercekte ne ise yarar?
Genelde fazla kilolardan kurtulmak için tercih edilen 'liposuction', aslında vücuttaki beğenilmeyen konturları düzeltmek için uygulanıyor.
Prof. Dr. Gürhan Özcan ve Yrd. Doç. Gülseren Teziç liposuction ile ilgili şunları söyledi:
"Halk dilinde 'liposuction' olarak tanımlanan estetik ameliyat; teknik olarak yüksek vakumlu bir aspiratöre bağlanan metal kanüllerle deri altındaki yağ hücrelerinin çekilmesi esasına dayanır.
Bu teknikle cilt altından planlanan miktarlarda yağ hücrelerini çekmek mümkündür. Ayrıca, Ultrasonic Liposuction denen nispeten yeni bir teknikle de ultrasonic dalgalarla yağ hücrelerinin (adipositlerin) parçalanması ve daha sonra aspire edilmesi söz konusudur.
Bu nedenle ultra sonic teknik sırt bölgesi gibi yağ hücrelerinin sert bir alandan çekilmesi gereken durumlarda daha çok tercih edilir.
Zayıflatmak için değil
Hanımlarımızın çoğu kilo fazlalıklarından liposuction yaptırarak kurtulabileceklerini düşünürler.
Oysa liposuction ameliyatı şişman ve yağlı bir şahsı zayıflatmak için uygulanan bir yöntem değildir. Liposuction kontur düzeltmek için uygulanır.
Yani, normal kilolu bir insanın beğenmediği konturları düzeltmek için kullanılan bir yöntemdir.
Şişman bir kişide karın içindeki bağırsaklar çevresindeki yağlar ile kalp çevresindeki yağlar liposuction ile boşaltılamaz, dolayısıyla bu tür hastaların uygun kilo verme programlarından sonra kontur problemleri olursa liposuction açısından değerlendirilmesi uygundur.
Estetik amaçlı yapılıyor
Bir defada yaklaşık 5 litre kadar yağ materyal emniyetli bir şekilde vakumlanabilmektedir. Bundan daha fazla yağ emilecekse, uygun tedbirlerin alınması gerekir.
Liposuction günümüzde en sık yapılan estetik amaçlı ameliyat olup, uygun şartlarda ve uygun tedbirler alınarak yapıldığında, riskleri minimumla sınırlı bir ameliyat.
Ameliyat bölgesinde 1-2 hafta boyunca morluklar olması doğaldır. 1.5 ay sonra Liposuction bölgesi oturur. Liposuction sonrası 3-4 hafta hafif baskılı korse veya çorap kullanılabilir."
Prof. Dr. Gürhan Özcan ve Yrd. Doç. Gülseren Teziç liposuction ile ilgili şunları söyledi:
"Halk dilinde 'liposuction' olarak tanımlanan estetik ameliyat; teknik olarak yüksek vakumlu bir aspiratöre bağlanan metal kanüllerle deri altındaki yağ hücrelerinin çekilmesi esasına dayanır.
Bu teknikle cilt altından planlanan miktarlarda yağ hücrelerini çekmek mümkündür. Ayrıca, Ultrasonic Liposuction denen nispeten yeni bir teknikle de ultrasonic dalgalarla yağ hücrelerinin (adipositlerin) parçalanması ve daha sonra aspire edilmesi söz konusudur.
Bu nedenle ultra sonic teknik sırt bölgesi gibi yağ hücrelerinin sert bir alandan çekilmesi gereken durumlarda daha çok tercih edilir.
Zayıflatmak için değil
Hanımlarımızın çoğu kilo fazlalıklarından liposuction yaptırarak kurtulabileceklerini düşünürler.
Oysa liposuction ameliyatı şişman ve yağlı bir şahsı zayıflatmak için uygulanan bir yöntem değildir. Liposuction kontur düzeltmek için uygulanır.
Yani, normal kilolu bir insanın beğenmediği konturları düzeltmek için kullanılan bir yöntemdir.
Şişman bir kişide karın içindeki bağırsaklar çevresindeki yağlar ile kalp çevresindeki yağlar liposuction ile boşaltılamaz, dolayısıyla bu tür hastaların uygun kilo verme programlarından sonra kontur problemleri olursa liposuction açısından değerlendirilmesi uygundur.
Estetik amaçlı yapılıyor
Bir defada yaklaşık 5 litre kadar yağ materyal emniyetli bir şekilde vakumlanabilmektedir. Bundan daha fazla yağ emilecekse, uygun tedbirlerin alınması gerekir.
Liposuction günümüzde en sık yapılan estetik amaçlı ameliyat olup, uygun şartlarda ve uygun tedbirler alınarak yapıldığında, riskleri minimumla sınırlı bir ameliyat.
Ameliyat bölgesinde 1-2 hafta boyunca morluklar olması doğaldır. 1.5 ay sonra Liposuction bölgesi oturur. Liposuction sonrası 3-4 hafta hafif baskılı korse veya çorap kullanılabilir."
Yercekimine nasıl direnmeli?
Genel beslenme kurallarına uymak çok önemli. Özellikle sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye ağırlık verilmeli.
Yaşa ve yerçekimine bağlı gevşeme ve sarkmalara karşı yapılabilecekler yok değil. Genel beslenme kurallarına uymak çok önemli. Özellikle sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye ağırlık verilmeli.
Güneşte iken dikkat!
Selenyum ve çinko sarkmalara, kırışıklıklara karşı etkili. Sebze ve meyve tüketerek veya hap şeklinde alınabilir. C vitamini de hem ağızdan alındığında hem de direkt cilde uygulandığında etkili oluyor.
Eğer açık havada, güneşte spor yapıyorsanız veya güneşe çok maruz kalıyorsanız mutlaka güneş koruyucu kullanın. Ama kendinizi güneşten tamamen mahrum bırakmayın. Gölgede güneşlenebilirsiniz.
New York'ta evlerinden hiç çıkmayan 80 yaşındaki ikizlerin ciltlerinin bebeklerinkinden farkı olmadığı anlaşıldı. Bu da güneşin etkisi hakkında ipucu veriyor.
Özellikle yüz ve eller güneşten korunmalı. Düzenli spor ve egzersizle sarkmaların önüne geçmek mümkün. Spor sayesinde 60 yaşına gelseniz de gergin kaslara, dümdüz bir karna sahip olabilirsiniz.
Hatice Yaşar/Radikal
Yaşa ve yerçekimine bağlı gevşeme ve sarkmalara karşı yapılabilecekler yok değil. Genel beslenme kurallarına uymak çok önemli. Özellikle sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye ağırlık verilmeli.
Güneşte iken dikkat!
Selenyum ve çinko sarkmalara, kırışıklıklara karşı etkili. Sebze ve meyve tüketerek veya hap şeklinde alınabilir. C vitamini de hem ağızdan alındığında hem de direkt cilde uygulandığında etkili oluyor.
Eğer açık havada, güneşte spor yapıyorsanız veya güneşe çok maruz kalıyorsanız mutlaka güneş koruyucu kullanın. Ama kendinizi güneşten tamamen mahrum bırakmayın. Gölgede güneşlenebilirsiniz.
New York'ta evlerinden hiç çıkmayan 80 yaşındaki ikizlerin ciltlerinin bebeklerinkinden farkı olmadığı anlaşıldı. Bu da güneşin etkisi hakkında ipucu veriyor.
Özellikle yüz ve eller güneşten korunmalı. Düzenli spor ve egzersizle sarkmaların önüne geçmek mümkün. Spor sayesinde 60 yaşına gelseniz de gergin kaslara, dümdüz bir karna sahip olabilirsiniz.
Hatice Yaşar/Radikal
20 Ağustos 2007 Pazartesi
Sağlıklı salata...
Salatınızı sağlığa yararı açısından güçlü ve tadı bakımından harika yapmanız için içine neler koymalısınız?
Taze sebzeler salatanızı ekstra hücre koruyucu fenollerle doldurur. Aynı zamanda bel ölçülerinizi de önemsiyorsanız işte siza harika dörtlü : Adaçayı, biberiye, yabani kekik ve tarhana kekiği!
Antioksidan özelliği...
Yapılan bir çalışmada, bu otların antioksidan açısından salatalara konabilecek en güçlü bitkiler olduğu ortaya çıktı.
Baharat olarak ise eklemeniz gerekenlerin ilk sırasında kimyon bulunmaktadır. İkinci sırada ise taze zencefil.
Beslenmenize ekleyeceğiniz yeterli miktarda antioksidanlar sayesinde 'gerçek yaşınızı' 6 yıla kadar gençleştirebilirsiniz. Peki hangi sebzeler antioksidan açısından en güçlüleri diye soruyorsanız işte cevabımız: Enginar, kırmızı pancar, brokoli, sarmısak, pırasa, turp ve ıspanak ilk tercihler arasında yer almalı.
Sızma zeytinyağının lezzeti
Ayrıca salatanızı süslerken bile sağlığınız için çok yararlı besinler kullanabilirsiniz. Sızma zeytinyağı salatanızı parlak ve leziz gösterir. Zeytinyağına alternatif olarak ise elma sirkesi veya üzüm sirkesi iyi gidecektir.
Biraz acı da olsa çıtır çıtır hindiba yapraklarını denemelisiniz. Antioksidan falavanoid içeren bu bitkinin yaprakları çok yararlı.
Kaynak:
İnsülinsiz hayat mümkün mü?
Şeker hastalığının tedavisinde çığır açabilecek bir gelişmeye imza atıldı.
ABD’de yürütülen araştırmada, 'tip 1' şeker hastalığı olan hastalardan alınan kök hücrelerle vücudun kendi kendine insülin hormonu salgılaması sağlandı.
Yöntem sayesinde hastalar her gün kendilerine insülin iğnesi vurmak zorunda kalmayacak. Ancak uzmanlar en geç 8 yıla kadar kullanılmaya başlanacak bu tedavide erken teşhisin çok önemli olduğunu vurguluyor.
Milyonlarca şeker hastası var
Dünyada milyonlarca insan şeker hastalığıyla mücadele ediyor. ABD’li ve Brezilyalı araştırmacılardan oluşan bir ekip ilk kez kök hücreleri kullanılarak hastaların vücudunun kendi kendine insülin hormonu üretmesini sağladı.
Bu sayede günde en az dört kez insülin iğnesi yapması gereken hastalar artık bu iğneler olmadan da yaşamlarını sürdürebilecek.
Araştırma ekibinden Chicago Northwestern Üniversitesi Tıp Fakültesi’den Dr. Richard Burt,
"1. tip şeker hastalığı tedavisinin tarihinde ilk kez hastalar hiçbir tedavi görmeden, hiçbir ilaç kullanmadan normal kan şekeri düzeyine sahip olarak yaşadılar" dedi.
rezilya’nın Sao Paulo Üniversitesi’nde yapılan araştırmada 'tip 1' şeker hastalığı olan hastalara kendi kanlarından elde edilen kök hücreler nakledildi.
Sonuçta, hastaların yüzde 99’u her gün enjekte ettikleri insülin iğnelerinden kurtulurken vücutları kendi kendine insülin hormonu salgılamaya başladı.
Şimdilik 3 yıl
Tedavi şimdilik hastaları 3 yıla kadar insülin iğnelerinden uzak tutuyor. Ancak uzmanlar araştırmaların bu konuda gelişmelere gebe olduğunu vurguluyor.
Tedavinin başarısı için erken teşhis büyük önem taşıyor. Yöntemin yaygın kullanımı ise 5 ila 8 yılı bulması bekleniyor.
Şeker hastalığı, insülin eksikliğine ya da yokluğuna bağlı olarak kan şeker seviyesinin normalin üstüne çıkmasıyla ortaya çıkıyor.
Genellikle yaşam tarzı ve aşırı yemekten kaynaklanan 'tip 2'nin aksine 'tip 1' şeker hastalığı daha çok 'genç tipi' şeker hastalığı olarak biliniyor.
30’lu yaşlardan once görülüyor
Çoğunlukla 30’lu yaşlardan önce görülen hastalık, sık idrara çıkma, çok yemeye rağmen kilo kaybı, görme bozuklukları ve uyku hali gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.
Türk Diyabet Vakfı’na göre, Türkiye’de nüfusun yaklaşık yüzde 8’inin şeker hastası olduğu tahmin ediliyor.
Kiloların sorumlusu klimalar
Soğuk havalarda ısınmak, sıcak havalarda serinlemek için kullandığımız klima ve ısıtıcılar kilo artışına neden olabiliyor.
Alabama Üniversitesi'nin klinik beslenme merkezinde yapılan araştırmaya göre klima ve ısıtıcılar vücudu belirli bir ısı noktasında tutmayı sağladıkları ve vücudun kendi ısı dengesini kurmasını engelledikleri için kiloyu etkileyebiliyor.
Vücut normalde belirli bir ısı noktasının altında ya da üstünde harcadığı enerjiyi artırarak veya çeşitli fizyolojik mekanizmalarla ısı dengesini kurmaya çalışarak enerji depolarının azalmasını sağlar.
Ancak klima veya ısıtıcılar vücudun kalori yakmasını engelleyerek kilo ve yağ artışına yol açabiliyor.
Alabama Üniversitesi'nin klinik beslenme merkezinde yapılan araştırmaya göre klima ve ısıtıcılar vücudu belirli bir ısı noktasında tutmayı sağladıkları ve vücudun kendi ısı dengesini kurmasını engelledikleri için kiloyu etkileyebiliyor.
Vücut normalde belirli bir ısı noktasının altında ya da üstünde harcadığı enerjiyi artırarak veya çeşitli fizyolojik mekanizmalarla ısı dengesini kurmaya çalışarak enerji depolarının azalmasını sağlar.
Ancak klima veya ısıtıcılar vücudun kalori yakmasını engelleyerek kilo ve yağ artışına yol açabiliyor.
Öpüşmekten daha heyecan verici...
Çikolata ağızda erirken alınan zevk, öpüşmenin verdiğinin dört katı. Kalp atışlarıysa iki kat artıyor.
İngiliz bilim insanları çikolata sevenleri haklı çıkaracak ilgi çekici bir araştırmaya imza attı.
Britanya'daki Sussex Üniversitesi'nin 20'li yaşlardaki çiftler üzerinde yaptığı araştırmaya göre, çikolata ağızda erirken alınan zevk, öpüşmenin verdiği zevkin tam dört katı.
Ananova internet sitesindeki habere göre, çikolata kalp atışlarını iki katına çıkarıyor ve beyinde heyecan dalgası yaratıyor.
Kalp atışları hızlanıyor
Daha önce Sussex Üniversitesi'nde çalışan, şimdiyse Zihin Laboratuvarı'nda görev yapan, araştırma ekibinin başkanı Dr. David Lewis, sonucun kendilerini şaşırttığını belirterek,
"Uyarıcı maddeler içerdiği için çikolatanın kalp atışlarını artırmasını bekliyorduk, ancak bu sürenin uzunluğu ve beyindeki güçlü etki şaşırtıcı" dedi.
Öpüşmeye hazırlıyor
Araştırmada, çikolatanın ağızda eridiği anda yarattığı etkiyi saptamak amacıyla, kalp ve beyindeki hareketleri izlemek için gönüllüler bazı cihazlara bağlandı. Araştırma sonucunda, çikolata yemenin beyni öpüşmeye göre daha aktif hale getirdiği, kalp atışlarının dakikada 60'tan 140'lara kadar çıktığı ortaya çıktı
İngiliz bilim insanları çikolata sevenleri haklı çıkaracak ilgi çekici bir araştırmaya imza attı.
Britanya'daki Sussex Üniversitesi'nin 20'li yaşlardaki çiftler üzerinde yaptığı araştırmaya göre, çikolata ağızda erirken alınan zevk, öpüşmenin verdiği zevkin tam dört katı.
Ananova internet sitesindeki habere göre, çikolata kalp atışlarını iki katına çıkarıyor ve beyinde heyecan dalgası yaratıyor.
Kalp atışları hızlanıyor
Daha önce Sussex Üniversitesi'nde çalışan, şimdiyse Zihin Laboratuvarı'nda görev yapan, araştırma ekibinin başkanı Dr. David Lewis, sonucun kendilerini şaşırttığını belirterek,
"Uyarıcı maddeler içerdiği için çikolatanın kalp atışlarını artırmasını bekliyorduk, ancak bu sürenin uzunluğu ve beyindeki güçlü etki şaşırtıcı" dedi.
Öpüşmeye hazırlıyor
Araştırmada, çikolatanın ağızda eridiği anda yarattığı etkiyi saptamak amacıyla, kalp ve beyindeki hareketleri izlemek için gönüllüler bazı cihazlara bağlandı. Araştırma sonucunda, çikolata yemenin beyni öpüşmeye göre daha aktif hale getirdiği, kalp atışlarının dakikada 60'tan 140'lara kadar çıktığı ortaya çıktı
Varis hastalarının 'ekonomi class' sendromu
Varis hastaları uzun süren seyahatlerde hareketsiz oturmalarından dolayı 'ekonomi class' sendromu yaşanabilir.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Bengisun, uzun yolculuklar sırasında dizlerin saatler boyu bükülerek oturulması nedeniyle 'ekonomi class' ya da 'Hareketsiz Yolcu' sendromu adı verilen bir rahatsızlığın ortaya çıktığını belirtti.
İlk kez uçaklarda ekonomi sınıfta yolculuk edenlerde tanımlanması nedeniyle rahatsızlığa bu adın verildiğini kaydeden Bengisun, uzun süre dizler bükülü durumdayken oturulması halinde bacaktaki derin toplardamarda pıhtı ortaya çıkabildiğini söyledi.
Kan pıhtılaşıyor
Bu pıhtıdan kopan parçanın akciğere ulaşarak, ani solunum yetmezliği ortaya çıkması sonucunda kişinin hayatını kaybedebildiğini belirten Bengisun, kopan pıhtının büyük olmasının ölüm riskini artırdığını bildirdi.
Bengisun, "Kişinin varislerinin olması ve hareket kısıtlılığı önemli bir risk faktörüdür. Bu nedenle varisleri olanlar risk altına girmemek için bir hekime başvurmalıdır" dedi.
Varis çorabı giyilebilir
Bu sorunu bulunanlardan uzun yolculuğa çıkacakların ‘varis çorabı’ giymelerini tavsiye eden Bengisun, varis çorapları hem deriye hem de deri altına baskı yaptığı için kas pompasını desteklediğini ve kan pıhtısı kopmasını engellediğini vurguladı.
Prof. Dr. Bengisun, 'ekonomi class' sendromu yaşanmaması için ayrıca yolculuk sırasında sık mola verilmesi, bunun mümkün olmaması durumunda bacakların hareket ettirilmesi ve bol su içilmesi gerektiğini belirtti.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Bengisun, uzun yolculuklar sırasında dizlerin saatler boyu bükülerek oturulması nedeniyle 'ekonomi class' ya da 'Hareketsiz Yolcu' sendromu adı verilen bir rahatsızlığın ortaya çıktığını belirtti.
İlk kez uçaklarda ekonomi sınıfta yolculuk edenlerde tanımlanması nedeniyle rahatsızlığa bu adın verildiğini kaydeden Bengisun, uzun süre dizler bükülü durumdayken oturulması halinde bacaktaki derin toplardamarda pıhtı ortaya çıkabildiğini söyledi.
Kan pıhtılaşıyor
Bu pıhtıdan kopan parçanın akciğere ulaşarak, ani solunum yetmezliği ortaya çıkması sonucunda kişinin hayatını kaybedebildiğini belirten Bengisun, kopan pıhtının büyük olmasının ölüm riskini artırdığını bildirdi.
Bengisun, "Kişinin varislerinin olması ve hareket kısıtlılığı önemli bir risk faktörüdür. Bu nedenle varisleri olanlar risk altına girmemek için bir hekime başvurmalıdır" dedi.
Varis çorabı giyilebilir
Bu sorunu bulunanlardan uzun yolculuğa çıkacakların ‘varis çorabı’ giymelerini tavsiye eden Bengisun, varis çorapları hem deriye hem de deri altına baskı yaptığı için kas pompasını desteklediğini ve kan pıhtısı kopmasını engellediğini vurguladı.
Prof. Dr. Bengisun, 'ekonomi class' sendromu yaşanmaması için ayrıca yolculuk sırasında sık mola verilmesi, bunun mümkün olmaması durumunda bacakların hareket ettirilmesi ve bol su içilmesi gerektiğini belirtti.
Ağız kokusuna mahkum değilsiniz
Ağız kokusunun sebebi ölü bakterilerin atık maddesi olan ve volatile sülfür adı verilen bir gazdır. Devası var elbet...
Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içi kaynaklıdır. Ağız içi bir infeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı yada sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olurlar.
Kokuya sebep olan diğer sistemik problemler ise: Tonsilit, akciğer iltihabı, sinüzit, şeker hastalığı (aseton kokusu), mide bağırsak hastalıkları, böbrek yetmezliği (balıksı koku), karaciğer ve metabolizma bozukluklarıdır.
Ağız kokusunun öncelikle sebebi teşhis edilmeli ve buna göre tedavisi yapılmalıdır. Ağız içi kaynaklı kokularda yapılması gerekenler ise:
.Tüm çürükler tedavi edilir.
.Diş eti hastalığı tedavi edilir. Cepler ve diş taşları elimine edilir.
.Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilir
Tüm bunların dışında:
.Her öğünden sonra dişlerinizi 3 dk fırçalayınız ve günde bir kez diş ipi kullanın.
.Diş fırçanızı kuru ve temiz bir yerde muhafaza ediniz ve kullandıktan sonra iyice yıkayın.
Dil çok girintili ve pütürlü yapısı sebebiyle bakterilerin rahatça yerleşip zor temizlenebileceği bir dokudur.
Dişlerinizle birlikte dilin yüzeyinin ve özellikle arka kısmının fırçalanması kokuyu önlemek açısından önemli.
Eğer fırça ile bu yüzeyi fırçalamaktan rahatsız oluyorsanız temiz bir plastik kaşık kullanarak dili kökünden ucuna kadar sıyırarak temizleyiniz.
Ayrıca dilinizi rahat ve düzgün bir şekilde temizleyebilmek için piyasada bulunan dil fırçaları ve dil kazıyıcıları size çok yardımcı olacaklardır.
Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içi kaynaklıdır. Ağız içi bir infeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı yada sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olurlar.
Kokuya sebep olan diğer sistemik problemler ise: Tonsilit, akciğer iltihabı, sinüzit, şeker hastalığı (aseton kokusu), mide bağırsak hastalıkları, böbrek yetmezliği (balıksı koku), karaciğer ve metabolizma bozukluklarıdır.
Ağız kokusunun öncelikle sebebi teşhis edilmeli ve buna göre tedavisi yapılmalıdır. Ağız içi kaynaklı kokularda yapılması gerekenler ise:
.Tüm çürükler tedavi edilir.
.Diş eti hastalığı tedavi edilir. Cepler ve diş taşları elimine edilir.
.Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilir
Tüm bunların dışında:
.Her öğünden sonra dişlerinizi 3 dk fırçalayınız ve günde bir kez diş ipi kullanın.
.Diş fırçanızı kuru ve temiz bir yerde muhafaza ediniz ve kullandıktan sonra iyice yıkayın.
Dil çok girintili ve pütürlü yapısı sebebiyle bakterilerin rahatça yerleşip zor temizlenebileceği bir dokudur.
Dişlerinizle birlikte dilin yüzeyinin ve özellikle arka kısmının fırçalanması kokuyu önlemek açısından önemli.
Eğer fırça ile bu yüzeyi fırçalamaktan rahatsız oluyorsanız temiz bir plastik kaşık kullanarak dili kökünden ucuna kadar sıyırarak temizleyiniz.
Ayrıca dilinizi rahat ve düzgün bir şekilde temizleyebilmek için piyasada bulunan dil fırçaları ve dil kazıyıcıları size çok yardımcı olacaklardır.
19 Ağustos 2007 Pazar
Zehirlenmede ilkyardım
Zehirlenme değişik şekillerde gerçekleşebilir; sonrasında neler yapılmalı?...
Ağızda yanma, özel tat, yutkunma zorluğu, bulantı, kusma, karın ağrısı, karın krampı, ishal, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi ve terleme zehirlenme belirtilerinden sadece birkaçı.
Diğerlerini ise şöyle sıralayabiliriz: Bilinçte değişik derecelerde bozukluk, solunum ve dolaşımda değişik derecelerde bozukluk, hatta durma, önemli durumlarda idrar miktarı azlığı hatta hiç idrara çıkamama, görmede bozukluk, nabızda zayıflama, gözbebeklerinde küçülme, kan basıncında düşme ve havaleler olabilir.
Hastanın bilinci yerinde ise;
Mümkün olduğu kadar çabuk tıbbi yardım istenmelidir.
112 aranarak ambulans istenir. Zehirlenmenin nedeni biliniyorsa, haber verirken belirtilir. Ayrıca Zehirlenmelerde Başvurulacak Danışma Merkezi de aranabilir.
Tıbbi yardım ulaşana kadar hasta yalnız bırakılmamalıdır. Kusturarak mide içindekilerin boşaltılması sağlanmalıdır
Hastanın bilinci yerinde değil ise;
Hasta yan yatırılır. Baş ve boynu arkaya çevrilir, soluk yolu açılır. Alt çene ve dil öne çekilir.
Gerekirse ağızdan ağza yapay solunum yapılır. Kalp durmuş ise kalp masajı uygulanır. Hasta hastaneye götürülür.
Zehirli mantar, tütün ve zehirli bitkiler ile gerçekleşen zehirlenmelerde ilkyardım:
.Hastaya bol su içirilir
.Zehirlenen kişi ağzına parmak sokularak kusturulmaya çalışılır. Hastanın boğazının yaralanmasına önlem olarak önce uzun tırnak kesilmelidir.
.Kusarak çıkarılanlar sayılır. Birlikte hastaneye götürülür, böylece zehrin cinsi saptanabilir.
.Zehirli gıda alındıktan sonra 3-4 saat geçmiş ise müshil verilerek dışarı atılması sağlanır
İki üç yemek kaşığı tıbbi kömür bir bardak su içinde karıştırılarak hastaya içirilir. Tıbbi kömür zehirleri bünyesinde tutacaktır
.Hastanın şoka girmesi önlenir.
.Hastaneye götürülür.
Genel kural olarak zehirlenen kişi kusturulmamalıdır! Bu kuralı bozan tek istisna zehirlenen kişinin bilincinin yerinde olması ve kısa bir süre önce ilaç içiminin gerçekleşmiş olmasıdır.
Zehirlenme çeşitleri nelerdir?
Ağız yolu ile zehirlenmeler:
.Gıda zehirlenmeleri.
.İlaçlarla olan zehirlenmeler .
.Kimyasal madde ile zehirlenmeler.
.Alkol zehirlenmesi
Solunum yolu ile zehirlenmeler:
.Karbonmonoksit zehirlenmeleri.
.Diğer zehirli gazlarla olan zehirlenmeler.
.Deri yolu ile zehirlenmeler.
.Zehirli gazların neden olduğu zehirlenmeler.
.Böcek öldürücü ilaçlarla olan zehirlenmeler.
.Diğer kimyasal maddelerle olan zehirlenmeler.
Kaynak: Sivil Savunma Genel Müdürlüğü'nün sitesinden faydalanılmıştır.
www.ssgm.gov.tr
Ağızda yanma, özel tat, yutkunma zorluğu, bulantı, kusma, karın ağrısı, karın krampı, ishal, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi ve terleme zehirlenme belirtilerinden sadece birkaçı.
Diğerlerini ise şöyle sıralayabiliriz: Bilinçte değişik derecelerde bozukluk, solunum ve dolaşımda değişik derecelerde bozukluk, hatta durma, önemli durumlarda idrar miktarı azlığı hatta hiç idrara çıkamama, görmede bozukluk, nabızda zayıflama, gözbebeklerinde küçülme, kan basıncında düşme ve havaleler olabilir.
Hastanın bilinci yerinde ise;
Mümkün olduğu kadar çabuk tıbbi yardım istenmelidir.
112 aranarak ambulans istenir. Zehirlenmenin nedeni biliniyorsa, haber verirken belirtilir. Ayrıca Zehirlenmelerde Başvurulacak Danışma Merkezi de aranabilir.
Tıbbi yardım ulaşana kadar hasta yalnız bırakılmamalıdır. Kusturarak mide içindekilerin boşaltılması sağlanmalıdır
Hastanın bilinci yerinde değil ise;
Hasta yan yatırılır. Baş ve boynu arkaya çevrilir, soluk yolu açılır. Alt çene ve dil öne çekilir.
Gerekirse ağızdan ağza yapay solunum yapılır. Kalp durmuş ise kalp masajı uygulanır. Hasta hastaneye götürülür.
Zehirli mantar, tütün ve zehirli bitkiler ile gerçekleşen zehirlenmelerde ilkyardım:
.Hastaya bol su içirilir
.Zehirlenen kişi ağzına parmak sokularak kusturulmaya çalışılır. Hastanın boğazının yaralanmasına önlem olarak önce uzun tırnak kesilmelidir.
.Kusarak çıkarılanlar sayılır. Birlikte hastaneye götürülür, böylece zehrin cinsi saptanabilir.
.Zehirli gıda alındıktan sonra 3-4 saat geçmiş ise müshil verilerek dışarı atılması sağlanır
İki üç yemek kaşığı tıbbi kömür bir bardak su içinde karıştırılarak hastaya içirilir. Tıbbi kömür zehirleri bünyesinde tutacaktır
.Hastanın şoka girmesi önlenir.
.Hastaneye götürülür.
Genel kural olarak zehirlenen kişi kusturulmamalıdır! Bu kuralı bozan tek istisna zehirlenen kişinin bilincinin yerinde olması ve kısa bir süre önce ilaç içiminin gerçekleşmiş olmasıdır.
Zehirlenme çeşitleri nelerdir?
Ağız yolu ile zehirlenmeler:
.Gıda zehirlenmeleri.
.İlaçlarla olan zehirlenmeler .
.Kimyasal madde ile zehirlenmeler.
.Alkol zehirlenmesi
Solunum yolu ile zehirlenmeler:
.Karbonmonoksit zehirlenmeleri.
.Diğer zehirli gazlarla olan zehirlenmeler.
.Deri yolu ile zehirlenmeler.
.Zehirli gazların neden olduğu zehirlenmeler.
.Böcek öldürücü ilaçlarla olan zehirlenmeler.
.Diğer kimyasal maddelerle olan zehirlenmeler.
Kaynak: Sivil Savunma Genel Müdürlüğü'nün sitesinden faydalanılmıştır.
www.ssgm.gov.tr
Kırışıklıklar hüzünlendiriyor mu?
Doğal ve cildin kendi mekanizmalarını kullanarak tedavi sağlayan ışık terapisiyle cildi dinç tutmak
mümkün.
Işığın insan vücuduna sağladığı yararlar tıp dünyası tarafından uzun yıllardır biliniyor. Işık, hücrelerin canlandırılması ve dokuların yeniden oluşmasını sağlamak için profesyonel tedavi yöntemlerinin en önemli unsurlarından biri.
Daha doğal ve cildin kendi mekanizmalarını kullanarak tedavi sağlayan ışık terapisiyle cildi dinç tutmak, kırışıklıkları gidermek mümkün.
Sculpture Therapy Center'dan dermataloji uzmanı Dr. Betül Şengör, mavi, kırmızı ve plus gibi türleri olan ışık terapisini anlattı:
"Günümüzde ağrısız, iğnesiz ve neştersiz tedavilerle cilt yenilenmesi ve gençleştirme çok popüler. Bu yöntemler arasında Amerika FDA onayı almış ve etkileri kanıtlanmış olan ışıklar ilk sıralarda yer alıyor. Söz konusu ışığın kırmızı, plus ve mavi renkleri mevcut.
Saf ve hafif kırmızı diod ışık olan kırmızı, yorgun ve çevre koşullarından olumsuz etkilenmiş yüzlerde çok başarılı sonuçlar veriyor. Zararlı ultraviole veya infraruj (kızılötesi) içermeyen bu ışıklar cilt tarafından kolayca emilerek cildin dermis tabakasını uyarıyor. Bu tabaka cildin yaşayan, çoğalan ve beslenmenin sağlandığı ana merkezidir.
Canlandıran etki
Kırmızı ışık, hücrelerde enerji metabolizmasında iyileştirici ve canlandırıcı değişiklik yaratarak kollajen sentezini tetikliyor. Cilt daha gergin ve pürüzsüz oluyor.
Kırmızı diod ışığı, cilt altındaki hücrelerin aktif olmalarını, canlanmalarını sağlayarak ameliyat sonrası iyileşme sürecini olumlu etkiliyor.
Diğer yüz gençleştirme uygulamalarına (botoks, dolgu maddeleri, peeling) destekleyici olarak kullanıldığında ışığın bu uygulamaların etkilerinin uzun süreli olmasında son derece yararlı olduğu gözlenmiş.
Mavi ışıkla aknelerin tedavisinde başarılı sonuçlar alınıyor. Yaz aylarında güneşin olumlu etkisiyle aknelerin iyileştiğini biliyoruz. Hatta bu yüzden kış aylarında düzenli solaryuma giren insanlar vardır.
Ancak bu kişiler ne yazık ki ultraviyolenin olumsuz etkilerine de maruz kalırlar. Işık terapisi, diğer yüz gençleştirme yöntemlerinin aksine yazın da güvenle kullanılabiliyor. Işık terapisi cinsiyet ayrımı yapmadan her cilt tipine uygulanabilen, herhangi bir kızarıklık ve kaşıntı yaratmadığı için de yoğun iş temposu olan herkesin öğle tatilinde bile gençleşmesini sağlayacak ideal bir tedavi yöntemidir.”
Hatice Yaşar/Radikal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)